Hoşgeldiniz  

Fatma DİŞLİ | 06 Ağustos 2018 | Alt Haberler, Gündem, Manşet, üst Haberler, Yaşam, YAZARLAR

Silmek Önemli mi ?

SİLMEK ÖNEMLİ Mİ?

Önceki yazılarımdan hatırlarsınız, kuzenimle beraber büyüdüğümden çokça bahsetmişimdir.  Yaramazlıkları beraber yaptığımız kuzenim hani… İşte, biz onunla beraber, beş buçuk yaşında okula başlamışız. Rahmetli hacı dedem, o zamanlar, evlerden ırak bir hastalıktan mustarip olduğu için, evin içinde atlayıp zıplayıp gürültü yapmayalım diye, bizi erkenden ilkokula yazdırmışlar.

Ne yapalım, kasabamızda “anaokulu” vardı da biz mi okumadık! Bu sözün orijinali meşhur bir türkücüye aittir, biliyorsunuz değil mi? Konumuz bu değil ama Geyve’deki anaokullarının etkinliklerini Geyve Medya’da ara sıra okuyorum da nasıl hoşuma gidiyor anlatamam.

İlkokul diyordum değil mi? Okulu ilk günden sevdim ben. Çanta, kalem, silgi, defter… Bu yaşımda bile hala seviyorum bunları, laf aramızda… Almasam da dokunuyorum kırtasiyede görünce, eski bir dostla karşılaşmışım da hasret gideriyor gibi… Neyse, geleyim konumuza… Benim okulda çok büyük bir sorunum vardı. Kimin yoktu dediğinizi duyar gibiyim. Ama benimki bir başka…

İkide bir silgim kayboluyordu. Çantamda yok, evde yok, sıranın altında yok, kalem kutusunda yok… Nerde bu silgi? Devamlı silgi arayan ve devamlı yenisini alıp yine kaybeden minik bir çocuktum. Yoksa birisi çalıyor muydu silgilerimi? Şüpheciliğin yaşı yok, gördüğünüz gibi.  Yer yarılıp da içine girmiyor ya bu silgiler! Siz söyleyin, nerede silgilerim?

Diyeceksiniz ki silgi çok mu önemli? Hem de nasıl! İlkokul birinci sınıfta silgi olmazsa olmaz. Yamuk yaptığın çizgiyi nasıl düzeltirsin silgi olmazsa, yuvarlaklar çizginin dışına taştı mı ne yapacaksın? Bazı arkadaşlarımın annesi çok uyanık olmalıydı herhalde, silginin ortasını delip, uzunca bir ip geçirip, çocuklarının boynuna asmışlardı. Öngörülü olmak bu demek ki…

Zavallı annem, hasta kayınpeder, yaşlı kayınvalide, her günGeyve panayırı gibi kalabalık bir ev ortamında, gelen gidenle baş etmekten akıl edip de silgimi boynuma takamamıştı ne yapsın! Derdime dermandı belki de bu çözüm, nerden bilsin.

Bir çözüm bulmam şarttı. Ben de buldum. Arkadaşım Nurgül’ün silgisini almaya başladım. Nurgül, sıra arkadaşım. Bir, iki derken O da silgisini vermemeye başladı. Sanki bitecek, tükenecek. Bana sorarsanız; “tükenmez kalem” in adı değil de silginin adı “tükenmez silgi” olmalıydı. Bir kere, tükenmez kalem tükeniyor. İspatı var, oradan biliyorum. Üniversitede bitirmiştim, hiç mürekkep kalmayana dek.

Oysa silgi öyle mi! İlkokuldan mezun eder sizi de yine bitmez.Hatta 4+4+4 bitirirsiniz, yine bitmez.Eğer adı “ tükenmez silgi” olsaydı, arkadaşım da bunu bilir, bana vermemezlik etmezdi. Görüyorsunuz, yanlış isim koymanın nelere mal olduğunu…

Arkadaşımın silgisi kıymete binince, geriye sınıftaki bir çocuktan gördüğüm ikinci seçenek kalıyordu. Burayı dikkatle dinleyin, bu eşsiz bilgiye başka hiç bir yerde rastlayamazsınız. İşaret parmağınıza azıcık ( çok olursa defter yırtılır) tükürük koyuyorsunuz ve bastırmadan titiz bir şekilde yanlış yaptığınız harfe sanki silgiyle siliyormuş gibi bastırıyorsunuz…

Çok basit ne var bunu yapmakta diyenleri duyar gibiyim. Asla, asla basit değil! Fazla tükürürseniz, fazla bastırırsanız defter yırtılır. Denge çok önemli bu işte… Beş buçuk yaşındaki çocuktan denge beklemiyorsunuz değil mi? Ya defterim yırtılır, ya da çok pis bir görüntü olurdu. Tabii ki, öğretmenin de hoşuna gitmezdi bu durum.

Allah aşkına söyleyin, ne günahım var? Silgim kaybolmasa ya da arkadaşım silgisini verse bunlar başıma gelir mi? O yaş için ne ağır derdim varmış ya… Şimdi bile acıdım halime, yazık bana. Sonunda dayanamadım, şikâyet ettim arkadaşımı… Elbet ben de şikâyet etmek istemezdim ama benimki de Can…Ben de istemez miyim tertemiz defterim olsun,tıpkı Nurgül gibi.

“Paylaşmak” üzerine öğretmenden bir yığın nasihat, azar işitince arkadaşım bana küstü. Ama benim ne suçum var! Ah silgi! Ne dertler açtın başıma, hem de o yaşımda.İşin doğrusu, ne kadar zaman sonra, artık silgime sahip olmaya, kaybetmemeye başladım, onu hatırlayamıyorum.

Ama yarım yamalak hatırladığım, başkalarınınsa çok iyi hatırladığı başka bir anımı anlatmadan kapatmayayım bu bahsi. Birinci sınıfta, sınıfımızda öğretmen masası vardı ama sandalyesi yoktu bir süre, günlerce de gelmemişti. Öğretmenimiz sabahtan akşama kadar ayakta ders anlatır, yorulunca masaya dayanırdı.

Bir, iki derken dayanamayıp şöyle demişim: “ Siz bütün gün çok yoruluyorsunuz, ayaklarınız çok ağrıdı öğretmenim. Ben kalkayım, gelin benim yerime oturun. Dinlenince kalkarsınız, tekrar yorulunca söyleyin ben yine kalkarım, siz oturursunuz.”O kadar şaşırmış ki öğretmenim, daha sonra bunu neredeyse tüm kasabaya anlatmış. Yıllarca beni görüp bu hikâyeyi anlatıp güldüler.

Bu anımı çok önceleri dinleyen kızım dedi ki: “ Anne ya… Sen o gıcık öğrenci tipindenmişsin, hani öğretmene yağcılık yapmaya bayılan tipler var ya.” Ah be yavrum! Beş buçuk yaşındaki çocuğun ne tipi olur. Yağ desen, bir tek rahmetli anneannemin tereyağını bilirim. Karasu’da, ineklerinin sütünden yaptığı… Mis gibi köy tereyağı…

Benim kuşağımın sözlüğünde yoktu ki o kelime.Sizin kuşakta varsa bilmem! Y mi Z mi? Kuşak adı bile acayip!Ah yavrum ya! Ben nerde hata yaptım seni yetiştirirken? Kesin yine silgim kaybolmuştu, silemedim hatamı. Ah silgi ah…Çok önemli çok… Demedi demeyin! Silginize sahip çıkın. Yeri geldiğinde de kullanın.

FATMA DİŞLİ

639 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Kişilere ve Kurumlara karşı saygı kurallarına uymayan yorumlar yayınlamayacaktır.

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

© Geyvemedya.com 2011 - 2017 Tüm Hakları Saklıdır. Site içeriğinin kaynak ve link belirtilmeden yayınlanması yasaktır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle