Hoşgeldiniz  

Berzah Güneş | 12 Mayıs 2018 | Alt Haberler, Gündem, Yaşam, YAZARLAR

Rekabet etmek zorunda mıyım? 

Rekabet etmek zorunda mıyım? 

Yaşıyoruz… Bazen büyük bir hedef, büyük bir amaçla, bazen amaçsızca, gün nasıl bitecek diye düşünerek… Sosyal ortamlara dahil olup, sosyal ya da kişisel konulardan anlatıyoruz ve de dinliyoruz. Günün sonunda hemen hepimizin kafasında aynı şeyler oluşuyor, hepimiz aynı olayları, hisleri, akan düşünceleri farklı insan ve platformlarda yaşıyoruz ve aynı karmanın içinde buluyoruz kendimizi. Peki hepimiz aynı şeyleri yaşayıp, bütün bunlar yüzünden acıtılıp üzülmüşken, neden halen insanoğlu bu kısır döngüyü yaşamaya ve yaşatmaya devam ediyor? Acaba hiç akıllanmıyor muyuz? Yoksa bu bizlere derinlerde bir yerlerde haz mı veriyor? Yaşadığımız bu hayat, bizleri zoraki biçimde buna itiyor belkide. Nedir bizi bu rekabetin içine sokan? Bu sistem neden böyle ya da böyle olmak zorunda mı? Biraz sorgulayalım… 

Küçük bir çocukken, tek derdiğimiz oyunken, içimizde rekabet tohumunu yeşerten en büyük atılım: ‘bakalım hanginiz daha uzun’ cümlesiyle başlıyor aslında. Ergenlik dönemimize geliyoruz, eğitim için girdiğimiz birçok sınav, daha güzel ayakkabılı bir arkadaş, aile buluşmalarında yapılan kıyaslamalar ve sayamayacağımız kadar uzun bir liste, bizi yetersizlik duyguları içinde bugünlere getiriyor. 20li yaşların ortalarına kadar kimlik karmaşası içinde olmamızla birlikte, sosyolojik olarak sürekli rekabet içerikli ilişkilere ve bir takım baskılara maruz kalarak birey olmaya çalışıyoruz. Peki bizi ‘biz’ yapan özellikleri nasıl keşfedeceğiz?  

Günümüze dönelim… Bitmeyen bir yarışın içindeyiz ve bu yarış bizi minimal düzeyde elde edilebilecek, kolay şekilde mutlu olabileceğimiz şeylerden uzaklaştırıyor. Her durumda rakiplerimizin olduğunu düşünürsek, yeni işimizde, yeni okulumuzda, yeni arkadaşlıklarımızda ya da yeni ilişkimizde ne kadar güven ve huzur ortamını yakalayabiliriz? Bu kısır döngüye istemeden dahil olsakta, bunu sürdürmek zorunda değiliz. Rekabetin olduğu yerde sevgi, dostluk, yardımlaşma gibi kavramları yakalamak mümkün değildir. Bütün bunların getirisi ise motivasyonsuzluk ve mutsuzluktur. İstenilen performansı yakalayamadığımızda kendimizi yetersiz görmeye başlarız.  

Mutlu, huzurlu, dinamik ve pozitif olmak için kullanacağımız enerjimizi, rakiplerimizi geçmek için kullanmaktayız. Çocuk yaşlardan itibariyle aşılanması gereken disiplinli, mücadeleci ve birey olarak yapabileceklerimizin farkındalığı olmalıdır. Hepimiz bambaşka organizmalarız. Beden, beceri ve ilgilerimiz de farklılıklar gösterebilir. Çocuklukta ham şekilde bulunan bu özellikler ailenin desteği ile eğitilmeli ve ehilleştirilmelidir. Çocuk, birey olma yolculuğunda, hayatın içinde zaferin de yenilginin de olabileceğini öğrenmeli, çevresinde bulunan kişiler ve arkadaşlarını rakip olarak değil kardeş olarak görebilmelidir. Rekabet insanın doğasında vardır ancak normal sınırlar içinde günlük hayatın içerisine uyarlanmalıdır. Hayatta her şey ‘insan’ için olduğundan, uygun dozları yakalayıp, bunları aşmadan devam edebilmeliyiz. Önce bizi ‘biz’ ilgilendirmeli, çünkü kendi farkındalığı olan birey, yalnızca kendini gerçekleştirdiğinde gerçek huzur ve başarıyı hissedecektir. Başarının anlamı yapabildiğimizin en iyisi olmalıdır ve buna başkalarının başarıları ile birlikte sevinebilmektir…  

847 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Kişilere ve Kurumlara karşı saygı kurallarına uymayan yorumlar yayınlamayacaktır.

EN ÇOK OKUNAN HABERLER

© Geyvemedya.com 2011 - 2017 Tüm Hakları Saklıdır. Site içeriğinin kaynak ve link belirtilmeden yayınlanması yasaktır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle